İlk olarak 1975 yılında Ankara Emek Mahallesinde Abdullah Balon tarafından Foto Dost adı ile kurulmuştur.Ancak bir süre sonra Abdullah Balon tekrar İstanbul'a dönmüştür.27 Şubat 1977 yılında İstanbul/Sefaköyde Abdullah Balon ve Coşkun Antepoğlu tarafından yeniden kurulmuştur.

Uzun yıllar kendimize özgü çalışma prensiplerimiz, deneyimli,teknik beceriye sahip çalışanlarımız ile müşteri memnuniyetini ön planda tutarak özveri içinde çalışmalarımızı sürdürdük.

1995 yılında Dost Fotoğrafçılık San.Tic.Ltd.Şti adıyla şirketleşerek yapılanmamızdaki bir aşamayı daha tamamladık.Yeni teknolojileri yakından takip ederek yeni gelişmeleri hemen uygulamaya başladık.Müşteri memnuniyetini her zaman ön planda tutup,kaliteli ve hızlı çalışmanın mücadelesini verdik.

1999 yılında dijital teknolojiyi müşterilerimizin hizmetine sunduk.Negatif-pozitif-A.P.S.filmlerden.Dijital kameralardan,CD-Disket ve her türlü memory card'dan,Kameralı cep telefonlarından,internet üzerinden her türlü fotoğraf yapılmaktadır.Ayrıca eski ve yırtılmış fotoğrafların tamiri,yenilenmesi,renklendirilmesi,grafik çalışmaları yapılmakta,Video kasetlerden VCD-DVD yapılmakta,fotoğraf makinaları,film,pil,çerçeve,albüm,video kasetleri,memory cardların satışı yapılmakta bunların yanında,gerçek formatımız olan stüdyo fotoğrafçılığını da zamana uygun yeni teknolojileri uygulayarak kaliteli,hızlı ve güvenli bir şekilde devam ettirmekteyiz.

Reklamlar
Çarşamba 08 Eyl 2010
  • Narrow screen resolution
  • Wide screen resolution
  • Wide screen resolution
  • Increase font size
  • Default font size
  • Decrease font size
  • default style
  • blue style
  • red style
  • yellow style
Deyimler ve Anlamları

Ben Senin Cemaziyel Evvelini Bilirim

Ben senin geçmişini (Özellikle geçmişteki kötü hal­lerini durumunu ) bilirim anlamında bir deyim.

Eskiden resmî dairelerde işlemler manuel olarak yürütülürdü. Günümüzde olduğu gibi bilgisayar yada dosyalama sistemleri pek kullanılmazdı. Bunun yerine bir ay içinde yapılan işlemlere ait resmi evrak bîr torbaya konur, bu torbalanın üstüne ait oldukları ayın adı yazılırdı. Yıl tamamlanıp torba adedi 12 ‘ye ulaştığı zaman evrak deposuna kaldırılırdı.

Hicrî takvim kullanıldığı dönemlerde aylar; Muharrem, Sefer, Recep, Şa­ban, Ramazan, Zilkade, Zilhicce, Rebiyülevvel, Rebiyülahır, Cemaziyülevvel, Cemaziyülahır, şeklinde isimlendiriliyordu. İşte bu dönemlerde resmi dairede görevli bir katip,evrak deposunda eski yıllara ait bir evrak torbalarından bir kaçını evine götü­rüp, kendisine don, gömlek yaptırmış. Fakat torba üzerine çini mürekkep ile kaşelenmiş olan ay ismini yıkamak ile çıkaramamıştı. Nasıl olsa içte görünmez diyerek yeni giysilerini kullanmaya devam etmişti.

Katibin bir ün hamama gideceği tutmuş.Hamamda daire arkadaşların­dan biri ile karşılaşmış.Mesai arkadaşı, katip soyunurken katibin iç donunun arkasına gelen yerde, kırmızı mürekkeple yazılı “Cemaziyülevvel ” yazısını görmüş işin aslını anlamış, fakat bir şey söylememiş

Gel zaman, git zaman katip yükselip müdür olmuş ve eski kalem arkadaşlarına tepeden bakma­ya başlamış. Hamamda rastladığı arkadaşı da onun emrin­de çalışıyormuş.

Bir gün aralarında bir tartışma çıkmış; haksız yere ar­kadaşının gururu ile oynayan katip, sabrı kalmayan arka­daşından şu sözleri İşitmiş:

— Haydi canim sen de, kime caka satıyorsun? Ben senin “Cemaziyülevvel” , bilirim

--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Dingonun Ahırı

Düzensiz, disiplinsiz, karmakarışık yer ve olayları anlatmak için kullanılan bir deyimdir. Bu deyimin kaynağı ile ilgili olarak aşağıdaki öykü anlatılmaktadır.

Günümüzde nostaljik olarak sürdürülen Beyoğlu tramvayı hizmete açıldığı yıllarda atların çektiği vagonlar ile hizmet vermekte idi. Bu hizmetin verilebilmesi için Tramvay İdaresi, çeşitli semtlerde, ahır ve beygir tavlaları açmıştı. Tramvaylara koşulan atlar, belirli saatlerde çalıştırıl­dıktan sonra, bu ahırlara teslim edilirdi.

Bu tavlalardan birini Dingo lakabında, sar­hoş bir Rum kâhya çalıştırıyordu. Dingo, ahırda durmaz, fırsat buldukça yakında bulunan meyhaneye kafayı çekmeye gidermiş. Tramvay sürücüleri, yorgun atları getiriri ahırda Dingo'yu bulamayın­ca, kendi bildikleri gibi bir çift atı, tramvaya koşmak üzere alır götürürlermlş. Bazen de, biraz önce başka bir sürücü­nün getirdiği yorgun atları, dinlenmiş atlar sanarak alıp gö­türdükleri olurmuş.Bu düzensizlik ve Dingo’nun halleri tüm İstanbul’a yayılmış ve böyle halleri anlatmak için bu deyim kullanılır olmuş ve günümüze kadar gelmiştir.

--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Gölge Etme Başka İhsan İstemem

îşimi bozma, bana karışma; yardımın eksik olsun anlamında bîr deyim.

Bu söz, eski Yunan'ın ünlü düşünürü Diyojen'e aittir. Diyojen, Kinizm felsefesinin savunucularındandır. Bu felsefeye göre: erdem her şeyden üstündür. İnsanın kendi nefsine hakim olması da, erdemin başıdır. Diyojen bu felsefeyi benimsedikten sonra, bir fıçının içinde yaşamaya başla­mış, yalnız bayat ekmek yemiş, yalın ayak gezmiştir. Tek malı olan, tahta bir su çanağını da, bir köylü çocuğun, avuçlarıyla su içtiğini gördükten sonra, fırlatıp atmıştır.

Büyük İskender, bir gün Kornet’te dolaşırken, tembel tembel güneşlenmekte olan Diyojen'e rastlamış. Kalkıp, saygı ile kendisini selamlamasını beklemiş fakat Diyojen’in oralı olmadığını görünce, kendini tanıtıp saygı beklemiş. Dünya dan elini ayağını çekmiş olan Diyojen’in İstifini boz­madığını görünce ; Büyük İskender, "Büyüklük bende kalsın" düşüncesiyle “Dile benden ne dilersen” sözleri ile Diyojen’&e seslenmiş . Amacı her dileği yerine getiren yüce bir imparator o5lduğunui göstermekmiş

Diyojen: “Gölge etme, başka ihsan İstemem” sözleri ile koskoca imparatorun sunduğu teklifi ret ettiğini görünce çok kızmış ve bu davranışın hikmetini sormuş.

Diyojen; “Sen benim esirimin esirisin, bana ne yardımın ola­bilir ki ? Ben nefsimi kendime esir ettim; onun tüm istek­lerini çiğnedim. Nefsim, ayaklarımın altındadır. Sen ise nefsinin esirisin, işin gücün, servet, saltanat, azamet. Nef­sinin İstekleri ardında koşuyorsun.”

Bu sözler,ile işin aslını büyük İskender öğrenmiş ve bu sözde çağlar aşarak günümüze kadar gelmiş ve çokça başvurulan bir deyim olmuştur.

--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Sermayeyi Kediye Yüklemek

İflas etmek , elindeki avucundakini kayıp etmek. Yapılan yatırımda zarar etmek manalarında kullanılan bir deyimdir. Deyimin menşeine gelince;

Anadolu şehirlerinden birinde, zengin bir kuyumcu varmış Dükkanında yılardan beri bir kalfa çalıştırır ve kimseye güvenmezmiş. Sabahleyin dükkanı kendi açar, akşam kendi kapatırmış. Köle gibi çalıştırdığı ve sanatı sayesinde onca para kazandığı kalfasına ise, doğru dürüst para vermez­miş. Kalfa o kadar rica ettiği halde, aylığına zam yapılma­yınca, geçinemez olmuş. Bu işe kendisi bir hal çaresi bul­maya karar vermiş.

Kalfanın evi, dükkana yakınmış. Evdeki kendisini, her sabah yemek yemek üzere dükkana gelip, sonra eve dön­meye alıştırmış. Karısı, kedinin boynuna bir kordela bağ­lamış ve ucuna da nazarlık muskası biçiminde gizli bir cep dikmiş.

Sabahları kendi kendine dükkana gelip yemek yemeğe alıştırılan kedinin boynundaki ufacık cebin içine, kalfa her gün bir altın çalarak gizlice sokar ve kediyi eve salıverirmiş. Bu yılarca sürmüş.

Hasis sarraf, altınlarının eksildiğini sezer, fakat nasıl çalındığını bir türlü anlayamazmış. Günden güne kazancı azalmış. Sermayeden yemeğe başlamış.

Dükkanı kapatırken, kalfanın üstünü başını arar, ama bir şey bulamazmış. Nihayet kalfayı kovmuş. Kalfa da aşırdığı altınlarla, onun tam karşısına bir dükkan açmış. Halk, yeni açılan dükkanı tercih ettiği için eski patron iflas etmiş.

Bir gün kalfasının dükkanına gelmiş. Kalfa eski patronuna çok saygılı davranmış. Konuşurlarken, bu hırsızlık İşini nasıl yaptığını sormuş eski patron.

Kalfa gülmüş ve o sırada kucağına tırmanan kediyi gös­tererek :

— İşte ustacığım, senin sermayeni ben bu kediye yük­leyerek kendi evime aktardım demiş

--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Maymun Gözünü Açtı

Uygulanmakta olan metotların eskidiği, yeni bir şeyler yapmak gerektiğini ifade etmek için kullanılan bir deyim olup bu deyimin hikayesi aşağıda sunulmuştur.

Adamın birinin, taklitçi bir maymunu varmış. Maymu­nu da hep yanında dükkanına götürür, kendi namaza gider­ken dükkânda bırakırmış

Bir gün maymun dükkanda, adam dışarıda iken açık­göz hırsızın biri, maymunun karşısına geçip esnemeye başlamış. Maymun, adamı taklit etmiş. Derken adam uyu­ma taklidi yapmış. Maymun da aynı şeyi derken, uyumuş kalmış. Hırsız da dükkândan alacağını almış kaçmış.

Dükkân sahibi camiden gelip durumu anlayınca, may­muna bir güzel dayak atmış.

Bir kaç gün sonra hırsız yine gelmiş. Bu kez maymun kanmamış adama, hırsız esnerken, maymun:

— Pişşşt, pişşşt.. yapmış.

Hırsız bunun özerine hayretle söylenmiş :

— Maymun gözünü açtı. Artık burada bana ekmek yok.

--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Öküz Öldü Ortaklık Bitti

Ortaklık; karşılıklı çıkarların korunması ve birlikte menfaat sağlanması esasına dayanır . Ortaklardan birinin menfaati kesilir veya zarar görür ise birlikteliğin sona ereceğini ifade eden bir deyimdir.

Fakir bir köylünün çift sürdüğü öküzlerden biri ölmüş. Köyü, şehirdeki toprak ağasına gitmiş, yalvarmış bir öküz parası istemiş.

Ağa, köylüye çok ağır şartlar koşmuş. “Parasını ödeyinceye kadar hayvan ortak malımız sayılacak. Elli dönüm tarlamı süreceksin, ağılıma bakacaksın, harmanda yardım edeceksin” demiş.

Yoksul köylü, öküzün parasını hemen istemesin diye, ağaya kul köle olur, sık sık armağanlar götürürmüş.

Aradan iki üç yit geçmiş. Parasının yarıdan çoğu öde­nen öküz, ağır işlere dayanamayıp, ölmüş.

Ağa eskisi gibi, köylüye iş buyurmaya, angaryalarını yaptırmaya devam etmek istermiş. Fakat sabrı tükenen köy­lü :

- Ağam, gayrı öküz öldü, ortaklık ayrıldı, deyip kur­tulmuş

--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Papaz Hergün Pilav Yemez

"İşler her zaman kötü gidecek değil ya; bazen de

şans güler" anlamında, beklenenden ve genellikle

karşılaşılandan daha İyi bir durum, bir başarı, bir

kazanç karşılığında söylenen deyimdir.

Hıristiyanlar, perhiz günlerinde, hayvani ye­rine, yalnızca mevsim sebzeleriyle, nohut, mercimek, bul­gur, pirinç pilavı, kuru. üzüm, incir gibi baklagiller ve mey­ve yerler.

Zengin bir Hıristiyan, komşusu olan Papaz Simon Efendi'ye yardım ederdi. Papaz'ın karısı uzun zamandır yatalak­tı. Evde yemek yapacak, ortalık işlerine bakacak kimse yoktu. Perhiz gelip çatınca, papaz büsbütün zor duruma düştü. Neyse ki komşusu onu kolluyordu. Hizmetçisi ile her gün, pirinç lapası, nohutlu pilav, bulgurlu pilav, mer­cimekli pilav, üzüm hoşafı v.b.. gönderiyordu.

Perhizden çıktıkları zaman, papazı akşam yemeğine çağırdı. Sofraya servis yapan saf hizmetçi kız papazın,' ku­zu çevirmesine İştahla sarıldığını görünce, hayretini belli etti. «Aaaa.... Muhterem Peder, dinimizin yasak ettiği ye­meklerden de yiyor.» dedi.

Ev sahibi hizmetçiyi azarladı.

— Sus terbiyesiz, neden yemeyecekmiş?

— İyi ama et yemek bize perhizde, din adamlarına ise her zaman yasak değil mi?

— Ne münasebet kızım, her zaman Papaz pilav yiyecek değil ya....

— Perhizden çıktık; Papaz efendi de bizimle birlikte her şeyden yiyebilir.

--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Posteki Saymak

Bir işin çok zor olduğunu ve gereksiz işler yapıldığını anlatmak için kullanılan bir deyimdir.Bu deyimin menşei ile ilgili olarak şu öykü anlatılmaktadır.

Eski devirlerde Üsküdar Toptaşı'nda akıl hastalarının tedavi edildiği bir hasta hane varmış . ( tımarhane ) Tedavi için getirilen hastaların gerçekten hasta olup olmadıklarını test etmek için basit fakat etkili yöntemler geliştirilmiş. Bu yöntemlerden bir tanesi ; getirilen bir hastanın önüne bir adet Posteki ( post ) konularak kaç tane kıl olduğu sorulurmuş. Pöstekiyi eline alıp saymaya başlayan hastalar “deli “ kabul edilir ve tedavi için alı konurmuş.

Posteki saymak deyimi bu yöntemin bir sonucu olarak dilimize katılmıştır.

--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Saman Altından Su Yürütmek

Başkalarına sezdirmeden, ortalığı karıştıran, etra­fındakileri bir birine düşüren kişiler İçin kullanılan bir yay­gın deyimdir.

Köyün birinde tarlaları ve sebze bahçelerini suladık­ları oldukça zengin bir su arkı, arazinin ortasından akarmış. Köy ihtiyar heyeti tarafından yapılan nöbet listesine göre, herkes bu su arkı ile kendi tarlası arasında açtığı küçük kanalarla sebze ve bostanına, günde bir kaç saat nöbet suyu alırmış.

 

Aynı köyden açıkgöz birisi, aldığı bu nöbet suyu ile yetinmeyerek hileye baş vurmuş. Sebze bahçesi ile bos­tanı, suyun ana arkının hemen kenarında İmiş. Her zaman kullandığı kanaldan başka, geceleri kazarak, gizlice bir kanal daha açmış, bu kanalın üzerini taşlarla, kiremit ve tah­talarla boydan boya örterek üstünü toprak ve çimenlerle araziye uydurmuş, Gizli arkı daha da gizlemek içîn üzerine arabalar dolusu saman ve ot yıkarak küçük bir tepe haline getirmiş. Hem nöbet saatlerinde normal hakkı olan suyu alır, hem de bu kanal­dan devamlı hırsızlık yaparmış. Yaz ortasında herkesin bahçe ve bostanı susuzluktan kavrulurken, bu açıkgözün kocaman bostan havuzu daima dolu dururmuş. Durumdan şüphelenen komşuları hileyi anlamışlar ve Köy ihtiyar Heyeti saman yığınların dağıtarak gizli su kanalını ortaya çı­karmış.

--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

Her Yiğidin Bir Yoğurt Yiyişi Vardır.

Bir işi yapmanın değişik yolları ve metotları olduğu anlamında kullanılan bir deyimdir. Bu deyimin kaynağı ile ilgili aşağıdaki öykü anlatılmaktadır.

Yoğurt, türlü şekilde yenebilen bir yiyecektir. Sulan­dırıp, tuz atılırsa ayran olur. Sarımsakla karıştırılır, şeker dö­külüp yenilir. Hafif sulandırılıp içine salatalık doğranır ise cacık olur. Torbada süzülür ise çökelek elde edilir.Çökelek kurutulup yemeğe katılarak tüketilebilir vb.

Alın yazısı gereği, üç koca değiştiren bir kadın, evlen­diği her erkeğin, yoğurdu başka başka yediğini, sofraya hepsinin, kendi sevdiği şekilde konmasını istediğini gör­müş. Kendi kendine mırıldanmış:

— Demek her yiğidin, bir yoğurt yiyişi varmış. Bu deneyim deyimleşerek günümüze kadar ulaşmıştır.

--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

 

 

Köşe Yazarları

Abdullah Balon
Abdullah Balon
Dr.Ali Çınar
Dr.Ali Çınar
Muzaffer Altındaş
Muzaffer Altındaş
Mustafa Özçetin
Mustafa Özçetin

Atatürk Köşesi

ata

 

Döviz Kurları

Kaybettiklerimiz


Muhsin Altındaş/1950-25.11.2007

Faydalı Linkler

Hızlı Erişim

Hava Durumu